Ay Ölür Yılgınlıktan – Turgut Uyar

ay ölür şimdi. yani ölmek!.. uzuneski geçmişi bir suyun.
barışmamak için bir akşam olur ve tabaklarda.
donar yemişlerde ispirto
yakılmaz ışık o saatlerde ispirto.
sülünlerin soğuk akşamlara döküldüğü o ovalarda
kent uygarlığının akşamı otlara döner,
küçük karaltılar mor evlerde soğuk sobaların uzayan küllerini dağıtır,
taşralı bir çocuğun eksik bilgisinde.
ay ölsün…

ay ölür şimdi. uzuneski saldırışlı, ağlaması gökyüzünden,
kimsesiz ve hüzünlü bir at yelesi bakışları ve kösnüye
hiç benzemeyen bir uzun,
deniz kıyısı. ispirto
kalçaları dar ama ne zararı var, hacamatlı bir kadın,
doğuramaz artık eski bir evlerde,
eski bir savaş evinde ispirto
elleri boş sularda, karanlıklar ve yılgınlıklar taşıyan
posta vagonlarını bulur,
sülünlerin soğuk akşamlara döküldüğü o ovalarda
büyük denize bakmak, mavi kalmak gibi,
yatarsa. kimsesiz ve bir at
ay ölsün…

ay ölür şimdi. mağara tükenir ağan yalnızlığında geçmişlerin.
el yadırgar ayasını, bir şey yavaşça inerse.
o hüzündür.
erken gitmenin ve geç kalmanın, uzuneski posta vagonlarında
1930 tarihli bir gazete bulmanın ve
işi gücü tütün kokan adamların.
sülünlerin soğuk akşamlara döküldüğü o ovalarda
adam bulanır ve bozar orucunu küfüre, ve pencerelerden bakıldığında
dinsel güçleri artar yaşlı kadınların, o yaklaştıkça
bardaklarda ve bir at
ay ölsün…

ay ölür şimdi. belki girdiğin kapıdan bir gök müydü?
bir gök müydü ki başını eğdiğin, eksik bir ağız mıydı,
ve bir at mıydı? sanki!..
yüzde üç buçuk faiz ispirto
gitgide güçleşen simyası burada olmanın, ışıksız kapıların
güneş yoksulu sahanlıkların sana verdiği ürküden,
birden alınan kentlerin dükkanları nasıl kapanırsa,
ölülerle dolunca sonsuz ülken, ey mağribi, kanının
hiç uğramadığı bir yerlerinde, çadırları ve bir ağacı
bırakmanın sızısı.
sülünlerin soğuk akşamlara döküldüğü o ovalarda
tıpkı kösnüye, doymuş kösnülere benzeyince bir resimsiz kitap
o büyük telaş avuçlarında, ayılmanın ve bir illet bulmanın,
ay ölsün…

…………………………….

gel dur önüme, sen benim sahiliğimsin!… ısırdığım,
bir kauçuk düşmanlığıdır!..
yaşamamız baştanbaşa senin övgündür,
ey kutsal bencillik!.. seni
bırakmak niye?.. suları ve seni bırakmak, niye?..
aşkın akan suları, doyurgan ve yabanıllığı savaşların ve büyük utkular geçer onarıcı gölgenden.
ey en gerekli yapısı tanrıların, ben!..
nem varsa sanadır!.. yıkılmış birlikler, kırılmış bardaklar
ölen kadınlar,
kan…

Önce: Davranmak – Turgut Uyar

Su kalktı ve ateş yükseldi
şimdi sizin oralarda, önüne durulmaz yanginin
onun dayısı da bugünlerde ölmüştü
o zaman haydin arkadaşlar
sen de haydi, saçları sarı olan
haydin madenciler, öfkeliler, petrolcüler
geceyi bilenler, postacılar, balıkçılar
ötekinden berikinden cigara isteyenler
tütüncüler tütüncüler
vaktimiz yok, terkosçular
ey vakti çok iyi bilen müezzinler
“sizin yeni bir ezanınız yok mu”
kalkın kızkardeşler, eltiler
saygıdeğer halalar, enişteler
bulgur kaynatanlar, durmadan aya bakanlar

davranın

görümceler, dayılar, ateş pervaneleri
itfaiye neferleri, şarapçılar,
hamdedenler, sürahiciler ve çocukları

davranın

Müşerrefi vurdular

çünkü Müşerrefi vurdular
davranın

ay bir görünüp bir kayboluyor

Kavuşma Günü – Ümit Yaşar Oğuzcan

En güzel gülüşünle karşıla beni
İşte geldim yanına yorgun ve yitik
Yılmışım, yıkılmışım, kahrolmuşum
İçimde tarifsiz bir gariplik

Anlamaya çalış bir şey sormadan
Yaklaş yanıma, gözlerime bak
Dağıt saçlarını çocuklar gibi
Sonra başını omuzlarıma bırak

Dertliyim, kahırlıyım, efkarlıyım
Ağır, çaresiz hüzünlerle geldim sana
Birlikte ömür boyu yaşayacağımız
Perişan gecelerle, günlerle geldim sana

Paramparça hayallerim, umutlarım
Ne kalmışsa içimde kırık dökük
Al, yeniden yarat beni, ayıkla arıt
Baksana, bütün ışıklarım sönük

Pelte pelte karanlığım koyu, zifir
Göklerin üstüme abandığı gecelerdeyim
Dinle, sana bir şarkı söyleyeceğim özlem dolu
Dinle, bütün çalgıların sustuğu yerdeyim

Oysa ki sen aradığım, bulduğumsun benim
Oysa ki bu en güzeli kavuşmaların
Bakma şimdi böyle kahırlı olduğuma
En mutlu şiirleri söyleyeceğim sana yarın

Yeter ki mahşere dek beni özle beni sev
Zamanların en ölümsüzünde yaşat beni
İşte geldim yanına alev, alev dopdolu
Al dilediğin gibi yeniden yarat beni

A4 Ağıt – Can Bonomo

A4 Ağıt

Bir uçurumdu sevmek seni

O posterlerdeki kıza aşık olmak gibiydi aynı

Ne gariptir en garipten garip olmak ya

O poster var, orada duruyor diye

Kilometrelerce sevdalanınz şimdi bakarsın

Kaç tane kanatli başlı kartallar oluruz

Haziran aylarının köşelerine doğru teker teker Bakarsın sularda görürsün izlerimi

Görürsün de bakarsın

Bir uçurumdu dersin el ele uçmak beraber

Eksik kalan her seylerimizin başkentiydi

O posterler her yerlerine asılır asılır durur

Duvarlannda çatlamış boyalarıyla evin

Sen yokken girersem odalara hüsran

Kireç kokan şiirler ve bolca tütün amerikan Azim ve gölge dolu bir tabanca ihtiyatsızca patlar bakarsın

Bakarsın ayrı eve çıkar hüzün

Bakarsın vaktinden erken yaşlanırız

Sonra sen artik hep bakarsın O posterlerdeki kız gibi

Raydan çıkmış tren, yaydan çıkmış ok

Evden kaçmış çocuk, manyetik bir şok gibi Bakarsın koca koca fidanlar olur akşamüstü ölüm

Bakarsın yeniden keşfederiz insan vücudunun en güzel yerlerini

Seni sevmelerin içinde kayboluyorum ben

Bana başkasına baskalaşmaktan başka çare yok gibi..

Hiç mutlu olmam daha iyi – Lalalar

İlk bakışta biraz absürt
Biraz da bencilce gelebilir ama
Bazen hayattan tek isteğim
Konuşmayı unutacak kadar yalnız başıma kalıp
Doyasıya mutsuz olmak

Kimseyi kırmadan
Gönül almakla uğraşmadan
Ve sevdiği herkesi
Peyderpey karanlığa vakumlayan bir kara deliğe dönüştüğümü
Kimseden saklamak zorunda kalmadan
Doya doya mutsuz olmak…

Doya doya mutsuz olmak…

7/24, yarı açık hayatta
Açıklama yapmaktan daha yorucu bir şey varsa
O da yaptığın açıklamanın yanlış anlaşılması
Müebbet muhabbet girdabı

Dertler ekseriyetle, sessizlik nadiren olsa da
Yalnızlık paylaşılmaz
Aynı savaşta, aynı tarafta
Hatta ve hatta aynı bulutun altında
Son sürat hedefe dalsak da
Kamikazeler el ele uçmaz…
Kamikazeler el ele uçmaz…

Yaz geldi diye, güneş açmaz ki her evde
Gönüle tasfiye, yol verdim maziye…
Kal diyemedim, beni de al diyemedim
Gölgen bile bana gölge etmesin diye…

Mutlu olamayıp mutsuz olacağıma
Hiç mutlu olmam, daha iyi…
Mutlu olamayıp mutsuz olacağıma
Hiç mutlu olmam, daha iyi…

Can Bonomo – Alavere

Yine o günlerden biriydi. 
Oturmuş iki sevgili. 
Boşa kürek çekiyorduk ; acelemiz var gibi. 
Alaca karanlık, verece nihilist bir önyargı,
Ve galiba ufak bir dozda anfetamin bulmuştuk çıkınlarımızda. 
Hayat diyorduk:
Ne kadar alıngan oluyor,  Biraz mizah ve başkaldırı yakalarsa okul çantalarımızda.
O günlerden biriydi.
Hatta hava da griydi.
Makyavel bir aşkın akşamüstü çarpıklığında; 
Odamızda etmiştik kahvaltımızı;
Hatırlıyorum;
Çünkü o an çarşaflarımız kızarmış ekmek ve tütün kokuyordu.
Biz hızla yol alıyorduk durmadan ama yol bizi almıyordu.
O günlerden biriydi,
Romantizmimizin manyelinde, dalavereci kaşifler at koşturuyordu. Alengirli kitapların, agnostik düşünürleri inek sütü içerken;
Bizim aşkımızın subliminal mesajları, onları esrara itiyordu.
O günlerden biriydi.
Cuma’ydı.
saat 4.
Aylardan Nisan.
Gittin sen ve ben anladım ki;

Vardığı yerde değil, durduğu yerde yaşlanıyor insan.

İki Olmaya Tüzük

Biri koyu biri açık

Biri büyük biri küçük
Sevgisiz yürüyorlar
Boş bakışları sönük
İki renk iki biçim geçiyor.

Bir değiller gözlerde
Biri denizden biri dağdan
Teraziyi çekiyorlar aşağı
Geliyorlar pazardan
İki anlam geçiyor.

Uykusuz yorgun bitik
Ürkek adımlarıyla dalgın
Kendinden öte – itik
Kendinden – beri yalın
İki özlem geçiyor.

Ağaçlar otlar su taş toprak
Ortada kinleri sevgileri
Ortada aşkları kavgaları ölüleri
Açıkta ama ayıp değil güzellikleri
İki hayvan geçiyor.

Çoğu geç azı erken
İleri büyük yazan çizen
Kimi çağınca kimi çağlarca
Berilerden gelen ötelere giden
İki adam geçiyor

Özdemir Asaf – Kadınlar

Hepinizi öyle seviyorum ki.
Siz; türlü türlü milletlerin anneleri oluyorsunuz.
Zevk uğruna çocuk doğuruyorsunuz.
Asker olacaklarını, 
Karşı karşıya geçip birbirlerini vuracaklarını..
Meşhur olacaklarını..
Dâhi olacaklarını..
Şef olacaklarını düşünmeden
Sevmek, gene sevmek için
Çocuk doğuruyorsunuz.

Her yaşta, hepinizi,
Her yerinizi seviyorum sizin.
Hep böyle bakmak, böyle duymak isteyorum.
Bir elden cümlenizi sevmek, okşamak imkânsız.

Resim yapıyorlar,
Şiir yazıyorlar..
Ses besteleyorlar sizin için.
Saz çalıyorlar,
İçki içiyor, sarhoş oluyorlar
Sizin için.
Sizin için..

 
 

 

 

Can Bonomo – Anlar

En çok da evinde anlar insan yalnız olduğunu.
Geri geri giden arabanın bir çocuğa çarpacağını görünce anlar ki,
hayatın akışı değişmez.

Çıkmaz bir sokağa girdiğinde iki-üç şey gelirse insanın aklına geçmişiyle ilgili,
anlar.

Belki de kökleri o kadar da uzağında değildir tutunamadığı eski sevgililerinden.
Anlar insan.

Sırtlarda geçmişin yüküyle bir ömrü koşması güçtür.
Aldatmak,
doğruya giden yoldan ayrılan son sapaktan U dönüştür.

En çok da, fotoğraf çektirirken anlar ki;
1 kişi, yeterli sayıda kişi değildir 1 kişi olmaya.
Ölüm acıtmaz.
Asıl kanatan geride bırakılmaktır.

Gün aşırı başka başka sevdalanmak değildir asıl mesele.
Aşkın kapısını aralayan durumlar, düzenli aynılıklardır.

Anlar insan.

Zamanla babasını da, annesini de anlar.
En çok da yazarken anlar insan.
Bir değirmen gördüğünde,
bir kuşu öptüğünde,
bir çöp kamyonunu takip ederken gecenin 1’inde 2’sinde,
anlar insan.

Anlar ve kendine gelir.

Çünkü anlaşılması gereken her şey

anlayanlara dairdir.

Not: Kendisi youtube ev oturması konserlerinde şiir böyle sonlandırmıştır.
Anlar ve erir.
Çünkü her şey insana dairdir.
ve insana dair şeyler, yalnızca anlayanlara acı verir.